16 Ocak 2010 Cumartesi

25 kuruşluk Günebakan



İnsanoğlu doğar > büyür > âşık olur > evlenir veya eski kuşak için bunu ‘evlenir > çocuk yapar > sonra âşık olur şeklinde de sıralayabilirsiniz
.

Aşk; Mevlana'dan Yunus'a, bütün yüreği sevgi ile çarpanların dilinden düşmeyen bir duygudur. Kimi, ilahî aşktır bu dese de; kimi, aşk deyince Televole sevdalarını anlasa da aşk tümünü içine alan Allah vergisi çok güzel bir duygudur. Yüreklere kadının ve erkeğin sevdasını da yerleştiren yüce Mevla'dır. En büyük aşk destanları Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Romeo ile Juliet olarak bilinir; ama bence yeryüzündeki aşkların en güzeli bana göre Hz. Âdem ile Hz Havva annemizin aşkıdır. O aşk ki ilahî bir hikmetle cennetten kovdurmuş, o aşk ki yeryüzüne insanlığı armağan etmiştir.

Dünyada hiçbir aşk, bir tek insanın bulunmadığı, kurdun kuşun cirit attığı yeryüzünde iki insanın birbirini aramak için çırpınması kadar güçlü duygular hissettiremez gibi gelir hep bana.


Bir düşünün içinizden; bir parçanız koparılmış, dünyanın öbür ucuna gönderilmişsiniz ve onu arıyorsunuz. Hz. Havva ile Hz. Âdem çok uzun süren yaman bir ayrılıktan sonra,  ancak Cebel-i Rahme adlı dağın zirvesinde buluşabilmişlerdir.  Sevdiklerinizi kaybettiğinizi ve arayıp soracak bir yer bulamadan günler ve gecelerin geçtiğini düşünün; işte o zaman ayrılığın ne yaman bir ızdırap olduğunu iliklerinizde hissedeceksiniz.

Biz erkekler, bazen yaman bir sevda çekip günlerce aylarca eşlerimizin peşinden koştuktan; bazen 3-5 kere anne babasına dünür gönderip evlendikten sonra bir rahatlık ve gevşeme hali yaşarız.

Eşlerimizin annelik hisleri bu gevşemede en önemli etken olsa da, pek kıymetini bilmeden soframızı hazır bulmanın, kaybettiğimiz çorabın öteki tekinin önümüze getirilmesinin, yatağımızın toplanıp, ceketimizin ütülenip sırtımıza konmasının keyfini süreriz.  Bu konuda eşleri bir işte çalışmayan erkeklerin keyif standartları oldukça yüksektir.

Nasihat vermek gibi olmasın ama genç evli kardeşlerimiz bir an önce evlerinden ceketlerini alıp çıkmak ve işten eve akşam olmadan dönmemek yerine fırsatları varsa eşleri ile sohbet etsinler derim. Eve erken gidip ben kadar beceriksiz olsalar bile bir kez de sofrayı kendileri hazırlamayı denesinler.

Sabahları ceketini alıp çorbacıya, akşamları kahveye koşmak yerine sabah kahvaltı hazırlamayı, çöpleri dökmeyi, akşam eve bir çiçekle gelmeyi, yemekten sonra çay demlemeyi denesinler. Televizyonun fişini çekip, elektriklerin kesilmesini beklemeden mum ışığında birbirlerinin gözlerinde muhabbet ve sevginin ışığını arasınlar.

Genç kızlarımız düğünlere, derneklere giderken süslenmek yerine evlerinde eşlerine süslensinler. Misafire hürmeten yapılan pasta börekleri durup dururken eşleri için yapmayı denesinler. Üç kuruşluk mısır patlatıp, beş kuruşluk çay ile yudumlasınlar. Pencerelerinden soğuk rüzgâr giren tek göz bir odaları bile olsa birlikte ay ışığını seyrederken 25 kuruşluk çekirdek çıtlatsınlar.

Ayrılık yaman kelimedir. Hz. Âdem'le Hz. Havva gibi çöllere düşmekten daha kötüsü, yüreklerde aşkın tadını unutup birisi komşu gezmelerinde diğeri kahve köşelerinde kalmaktır.

Ne yazık ki bu sorun Anadolu kırsalı ve küçük kasabalarda sıkça yaşanan bir durumdur. Kahveler tıka basa dolduğu gibi kadınlarımız da komşu kapılarında, düğün gezmelerinde ayrı düşmektedir eşlerinden.Haydi birçok ilçede birlikte sinemaya, tiyatroya gidemezsiniz diyelim. Bir avuç çekirdek alıp sokaklarda da mı gezemezsiniz?

Mutluluk, huzur ve aşk ne kahve köşelerinde ne komşu gezmelerinde ne de pembe televizyon dizilerindendir.  Aşk yanı başınızda bir yerlerde, evinizin içinde, hatta avucunuzdaki 25 kuruşluk ay çekirdeğindedir.

HAMİŞ:

Bu yazı mahalli bir gazetede yayınlandığından içeriği biraz özel olup, öneriler size uygun düşmeyebilir. Zihninizde sorunları kendi çevrenize uygun olarak kolayca genişletebilirsiniz. Ama çözüm yine Ayçekirdeğindedir:))

4 yorum:

mutluysamnehos dedi ki...

Erkan Abi ellerine sağlık :) önerilerini dikkate alacağım, ama inşallah 5-10 yıla kadar unutmam. şuanda böyle bir şey ufukta yok çünkü.. Ama bence her iki tarafta bu dediklerini yapsa, huzurlu bi hayatları olur, huzurlu hayatlarda huzurlu çocukları olur, huzurlu ve kaliteli çocuklar dünyayı kaliteli kılar.. Kısacası çekirdekten dünyayı kurtaran adam olmuşsun teoride :))

papuç dedi ki...

Tavsiyeler çok güzel...Teşekkürler..
Aynı ortamda olamasanda bulunduğun ortamda eşini düşünmek de sevgidir bence :)Ki ben Aşkın gerçekliğine ve devamlılığınına inanan biri değilim o sadece sevgiye geçiş devresidir...

Herzamanki gibi çok güzel yazı olmuş..Elinize yüreğinize sağlık...

Erkan BAL dedi ki...

* mutluysamnehos: telif istemiyorum:) ama evet herşeyin başı çekirdek.

Erkan BAL dedi ki...

* pabuç: katkılarınız ve yorumunuz için teşekkür ederim.