16 Şubat 2010 Salı

Abartma Recep, din kardeşiyiz




—İki saat oldu daha bitmedi mi şu iş?

—Ya kardeşim saatlerdir burada bekliyorum.

—Bekleye bekleye ağaç olduk ağaç.

—Msn’yi açıyorum, yarım saatte çevrimiçi olmuyor.

Herkes Einstein’i haklı çıkarma derdine düşmüş. ‘Sevdiğimizin yanında 1 saat = 5 dakika, kızgın sobanın üzerinde 5 dakika = 1 saat gibi geliyor' hepimize.
Yine de içimizde abartmayı bile abartanlar var. Kendi beklerken 5 dakikayı bir saat, birini bekletirken yarım saati 5 dakika olarak tanımlıyor bu dostlarımız. İşte bunlar; zamanı abartanlar.

Hani avcıların adı çıkmış; avcılık ve atıcılık diye. Oysa herkes biraz abartıyor zaten kendince. Kimisi, alışveriş ederken abartır. Örneğin: 75 YTL’den başlayarak 95 e kadar alınan her şey 100 YTL’ ye satın alınmıştır. 800 gram her zaman 1 kilodur. Tabi avcı iseniz vurduğunuz hayvanın adedi, kilosu katmerli olarak artar. O konu abartmada ayrı bir yetenek gerektiriyor.

Kimisi döverken, kimisi severken abartır. Severken abartanlar çimdiklemeye, çığlık atmaya bayılır, sevdiklerine kemiklerini çıtırdata çıtırdata sımsıkı sarılır, öperken şapur şupur öperler. Aynı zamanda ölü evinde ağlayandan daha çok ağlarlar, düğün evinde eğlenenden daha çok eğlenirler. Dövmek: zaten kendi başına bir abartma biçimi olduğundan, döverken abartmayı insani bir duygu olarak nereye koyabiliriz, bilemiyorum.

Kiminin aldığı çok ucuzdur, sattığı pahalıdır. Söz konusu olan para kazanmış olmaksa eğer. Yok aldığı ürünün öne çıkmasını istiyorsa; bu kez aldığı kazak, gömlek çok pahalıdır, kalitedir, markadır. En güzelidir, piyasada aramakla bulunmaz. Paris’ten (Mahmutpaşa’dan ya da Sosyete pazarından) alınmıştır.

Kimi yediğini içtiğini abartır. İki arkadaş oturduk bir tepsi baklava yedik derken, yediği küçük tepsinin çapı kendinden büyüktür. Yine aynı kişi fakirlik ve yoksulluğunu abartacaksa yiyecek ekmek bulamadık diye söze başlar. Kimisi de gerçekten yemeği ısmarlarken de yerken de abartır. Yemek üstüne maden suyu boca ederek mide fesadından kurtulmaya çalışır. Olmadı yediğini içtiğini en yakın lavaboya boca eder. İçkiyi abartanlara söylenen ‘şu mereti ağzınla iç’ deyimi, abartan arkadaşların düştüğü halleri tanımlamak için söylenmiş olsa gerek.

Kimi, biraz aşağılık kompleksi ile eşi, dostu tanıdıkları abartır. Ünlü oyuncuları tanır. Ünlü zenginlerle yemek yemişliği vardır. Kimini ne doktorlar, mühendisler istemiştir, kimine sürekli kız tarafından dünür gelmiştir. Kimi yokluğunu, kimi varlığını, kimi kilosunu, boyunu, kimi iyi, kötü huyunu abartır.

Kimi, ondan başkası ile yaşam bana haram olsun der; sevdiğini abartır, kimi bana göre kız mı yok der; ciğer, kedi denklemini abartır. Kimi acılarını abartır durumdan dram çıkartır, kimi mutluluklarını abartır, polyannacılık oynamayı abartır.

Abartma konusunda en bariz örneği askerlik anılarında görürüz. En zor askerliği de en kolay askerliği de yurdumun erkekleri, yani bizler yapmışızdır. Eğer maksat abartmaksa bu konuda her Türk askeri birbirinden geri kalmaz. Komutandan torpilli olan da bizizdir, yerlerde sabah akşam sürünen de. Sefanın kralını da biz sürmüşüzdür, cefanın katmerlisini de biz çekmişizdir. Yeter ki bu konuda bir abartmalık iddia zemini olmaya görsün. Bu destan bitmez.

Abartmakta yöresel anlamda farklılıklar da görülür. Bazı yörelerimizde abartmak hayatın tadına tat katan bir muhabbet biçimidir. Tokat'lıların içine 3 ustanın girip yaptığı dev kazanlarında; Kayseri'lilerin dağ kadar kocaman kabakları pişer. Erzurum'un soğuğunda kediler damdan dama atlarken havada donar kalır. Karadeniz’de hamsinin baklavası bile yapılır.

Bu çok fazla da zararı olmayan bir kişilik meselesi, bir ruh halidir. Ya karşınızdakinin huyunu bilirsiniz gülüp geçersiniz ya da ‘Atma Recep din kardaşıyız’ dersiniz. Ancak abartan kişi kendisinin bu huyunu bilmez ve pireyi deve yapmayı sürdürürse; hayatı paylaştığı insanlarla arasında sorun çıkması da kaçınılmaz hale gelir. Hele bir de saldırgan bir kişiliği varsa sorun çıkmaması sadece diğer insanların gösterdikleri sabrın sonu ile ilgilidir.

Az ya da çok, hepimiz bir şekilde abartıyoruz. Genlerimizde var bu duygu. Egomuzun içindeki gizli kodlar böyle emrediyor. Hayatın tadı, tuzu belki de bu durum. Ancak; abartırken, abartmayı abartmamaya dikkat etmek gerek. Hani ne derler ‘el şakasından hoşlanmıyorsan el şakası yapmayacaksın’. Abartmayı abartıyorsan da dikkatli olacaksın.

Abarttığınız günlerin akşamında, yalnız kalınca; şöyle kendinize bir sorun ‘ Bu sefer biraz fazla abartmadım mı?’ diye. Eğer, aklıseliminiz ağır basar da sakin kafa ile abarttığınıza hükmederseniz, biraz kendinize çeki düzen verin. Yoksa ya insanlar içinde alay konusu olursunuz ya da arkadaşlarınızla bir gün er geç kapışırsınız. Benden söylemesi.

1 yorum:

SİYAH KELEBEK dedi ki...

Efenim merabalar. Bu yazı bana birini hatırlattı. Bir zamanlar bu alemlerde bir İbrahim Ortaç abimiz vardı. Rahmetli oldu geçti gitti bu alemlerden. İşte bu yazıda bana O nu hatırlattı. Güldürücü gerçekler denebilecek bir yazıydı. Abartma da üstümüze yoktur.

Çok güzel bir yazıydı. Emeğinize sağlık. Saygılar sunarım.