7 Ağustos 2010 Cumartesi

İçimizdeki renkler / Siyah-5


(son)
Sen de en az benim kadar ön yargılısın dedi siyah. Siyah olan benim kaderim. Yoksa ben de bilirim başka renklerin ışıltısını. Gözlerimin karanlığında hiç mi başka renk yok sanıyorsun?

Ne renkler söndü o gözlerde, ne acılar yüzünden sen biliyor musun? Üstüme yakışan sadece matem siyahından elbiseler mi sanıyorsun? Be hey aptal adam.

Evet, cehennemin ateşi de siyah ama Kâbe'nin örtüsü de. Katillerin, hainlerin dolaştığı geceler hep siyah ama gökyüzünde yıldızların asıldığı geceler de. Sen beni karanlık görüyorsan neden seviyorsun o zaman? En karanlık halimle bile sevmedikten sonra bana seni seviyorum demenin anlamı ne?

İyi gün dostlarının dostluklarından farkı ne ki senin yüreğindeki sevdanın? Ben sana güvenip yüreğimin dehlizlerini açtım diye, beni mahkûm mu edeceksin? Bir idam fermanı gibi boynumda asılımı mı duracak paylaştıklarım. Beni böyle sevmeye, sevmek mi diyorsun sen?

Dondum kaldım öylece.
Haklıydı siyah. Geceyi gündüze örtü yapan elbette siyahı da beyazdan ayrı ve sebepsiz yaratmış olamazdı. Kader denilen şey hepimiz için aynı yazılar yazmıyordu ne yazık ki. Bazılarımız bu konuda daha şanslıydı ve şükrümüz bir o kadar azdı.

Gözü kapalı sevmeliydim siyahı, öyle de yaptım bir süre sonra.Yumdum gözlerimi ve sadece sevdim. Sevdim...

Ancak bazı hastalıklar bulaşıcıdır. Benim gözümü kör eden ışıltılar, siyahın gözlerine de dokundu bir süre sonra. Bak dedi: şu Çingene pembesi ne kadar sırıtıyor, ya şu patlıcan moru, ya şu camgöbeği yeşili ne kadar itici. Sen bu renkleri nasıl taşıyorsun yüreğinde. Nasıl içine sindiriyorsun bunca çirkinliği nasıl, ha nasıl?

Sesi gök gürlemesini andırıyordu. Masmavi gökyüzü bir anda kapkara olmuş, şimşekler, yıldırımlar peş peşe üstüme geliyordu. Siyah bir müddet sonra kendi yarattığı yıldırımlardan gök gürültülerinden korkmuştu.

Yanıma geldi, bir çocuk gibi kollarıma sığındı. Biliyor musun dedi. Bakma esip gürlediğime ben yıldırımlardan, gök gürültülerinden çok ama çok korkarım.

Gülümsedim siyaha, saçlarını okşarken. Ben sana kara demem siyahım. Sen benden daha ak, paksın gözümde her zaman dedim. Gözlerimin içine sahiden mi? diye soran gözlerle baktı. Sahiden diye gülümsedim gözkapaklarından öperken. Sahiden!…

İçimizdeki her rengin kendince bir öyküsü var.
Dokunduğumuz her yürekte kanayan kandan nehirler akıyor. Kimi kıp kırmızı, kimi mor, kimi yeşil, kimi siyah. Tozpembe düşler kurmak, beyaz bulutların üzerinde uçmak, mavi gökyüzüne bakıp, doğan ve batan güneşin kızıllığına şiirler yazmak işin kolayı.

Oysa hayatın en zor ve en güzel rengidir siyah. Siyaha kanayan bir yüreğe kendinizden katacağınız renk ne olursa olsun, belki  ulaşabileceğiniz sevinç ve mutluluklar hiçbir zaman tozpembe olmayacak. Onun hep hüzünlü, alıngan ve kırılgan yüzü ile yaşamak zorunda kalacaksınız.

Ancak biraz gri, biraz kahverengi ile gerçekten mutlu olmayı başarmak istiyorsanız siyahı çok sevin. Çok ama çok sevin. Onun da sizi gerçekten çok sevdiğini göreceksiniz.

Renklerin içinde en gizemlisi, en asili ve en korkulanı: Seni sahiden çok sevdim, seviyorum, seveceğim. Biliyorsun değil mi?

(yakında : kırmızı)

3 yorum:

Newbahar dedi ki...

Zevkle takip ettiğim bir yazı dizisi.
Sahiden çok sevdik ve hep seveceğiz.

Bakalım kırmızı adına neler dökülecek kaleminizden. Orhan Pamukun ''Benim adım Kırmızı'' adlı kitabı geldi.
Sanırım o kitaptan sonra sizin renklerle ilgili yazılarınız beni etkiledi.
Nacizane bende bir sene önce yazdığım ''siyahi'' adlı şiiri sizinle paylaşmak isterim.

SİYAHİ
Ben siyah severim...
Siyah giyerim,
Keşke siyah olsa tenim
Karanlıkta yiterdim.
Gölgeye yapışşsa aklım
Yerde ki silüetin ben!
Adım attıkça sürüklenen
Her daim peşi sıra gelen!

Başka renk olamam!
Olsaydım!
Gölgene konamam,
Gecelerde yitemem.

Gölgeye yapışşsa aklım!
Yerde ki silüetin ben!
Varlığım bariz!
Kör olan Sen!

üryan dedi ki...

korktular, kaçtılar.. karanlıkla bir tuttular.. kör etti bizi dediler.. kirini belli etmemek için bu rengi dediler..
sustu..sustu..
sonsuz sustu..
çünkü sözün cahil kesildiği anlar vardı.. yetmediği..
sükût bunun için vardı..
sustu..
avazı çıktığı kadar sustu..
birilerinin zaaf sandığı asalat belki de tam da buydu..
yürümek ve geçmek..
ve içinde kopan tufanı, sızan kanı, küfrü , isyanı, çocuk sevinci, güneşi, ne var ne yoksa kainatta bir avuç siyaha saklamak..

çünkü nasılsa, görüyorsa bakan göz, görecekti.. siyaha rapğmen görecekti olanı biteni ve olmayanı, olmamış olanı da..
ve sevecekti..
zor işti siyahı sevmek..
herkes "ben siyahı çok severim" diyedilirdi..
siyahı sevmek dile kolaydı..
dîle zordu..
siyahı siyahlarına rağmen sevebilmek zordu..
siyahı sevenlere selam olsun..

(¯`·._)SİYAH KELEBEK(¯`·._) dedi ki...

uzun zamandır hiç bir yazıdan bu kadar keyif almamıştım. Rumuzumun da Sİyah olmasının etkisi var bu yazı dizisini takip etmemde.

Tamamen doğru yazdıklarınız. bu yazı dizisini okurken Siyah kelebek olmakla ne kadar doğru bir şey yaptığımı bir kez daha anlamış oldum.

kendimden sahneler yaşadım. Diyecek bir şey yok. tek kelime MUHTEŞEM. (nOKTA)